ikincisi olmadı….

fotoğraf çeken herkesin muhakkak balat’da çocuk fotoğrafları var. ben de o günlerden geçtim bir kez de olsa….


salonda dans edercesine….

spor kanalları alp disiplini, kuzey disiplini, kayakla atlama derken kış sporlarıyla dolu yılın bu zamanı. mevzu kış sporları olunca benim aklımda hep bir ikili. 1984 yılında saraybosna’da düzenlenen kış olimpiyatlarında buzun üzerinde bir tarih yazan ingiliz çift jayne torvill – christopher dean. ikili ravel’in bolero’su eşliğinde buz dansında tüm hakemlerden 6.0 tam puan alarak unutulmaz bir performans sergilemişti….

tatilci yeri buralar….


ayvalık’da yaşayan bir ablamız “bizim tatilimiz okulların açılıp yazlıkçıların dönmesiyle başlıyor” demişti. ne demek istediğini büyükçekmece’ye taşındıktan sonra daha da iyi anladım. yağmurlu bir ocak sabahı büyükada’yı turladığımızda ise aklıma iyice kazındı dinginliğin fotoğrafı….






şampuan kokusunun hatırlattıkları….


duştan çıktım aklımda kumburgaz’daki yazlık yıllarım. sebebiyse şampuanımın kokusu.

hayatımın en tasasız, en mutlu günleriydi o günler. balkonun altından bağırarak geçen simitçiye uyanırdım sabahları. rahmetli annem çoktan kalkmış, çayı demlenmiş, masayı hazırlamış olurdu. alelacele yapardım kahvaltıyı. sonrasında altıma çektiğim bir şortla yalın ayak atardım kendimi kuma.

öyle denizle işimiz olmazdı bizim. haytalık peşindeydik hep. bir aşağı bir yukarı sitenin içinde koşturup dururduk. ta ki kumun sessizleşmeye, gökyüzünün maviden kızıla çalmaya başladığı saatlere kadar. o zaman da kaleleri kurar, takımları seçer, canımız çıkıncaya dek bir topun peşinde koşturmaya devam ederdik. gün boyunca denize girmek bir tek o maçın sonunda gelirdi aklımıza. o da denizden çok hamam keyfi gibi olurdu. bir şampuan şişesi elde ele dolaşır marmara’nın sularında bütün takım saçlarımızı yıkardık. işte o şampuan kokusu hala burnumda.

akşam yemeklerimizin ardından siteden kopar kumburgaz’ı turlardık. en çok da lunaparka giderdik. ama gece boyunca her ne yaparsak yapalım son durağımız sitenin kumsalındaki banklar olurdu. elde çerez ve meşrubatla yapılan uzun sohbetlerle sonlanırdı gece. ve ertesi sabah aynı günü yaşamak için tekrar uyanırdık tam 3 ay boyunca….

yalın, saf, duru….

temiz, basit ama bir o kadar da güçlü. müziğin enstrümandan değil insanın yüreğinden geldiği eski güzel günlerden….

arada kafayı yukarı kaldırmak lazım….

uzunca zamandır fotoğraf çekme fırsatı bulamadığım için arşive dadandım. bu kare eminönün’de çekildi. her ne kadar orjinali de fena olmasa sevgili arkadaşım ertuğrul’un photoshop müdaheleleri ayrı bir atmosfer kattı fotoğrafa….


bolca zaman geçirilesi site yatzer….


hala bilmiyor, takip etmiyorsanız mutlaka ziyaret edin. tasarım, mimari, sanat, fotoğraf, moda, araçlar, gezi gibi konularda birçok harika makaleyi içeren şahane bir site yatzer.com

2011 yılına ait 2 harika derlemelerini de paylaşayım:

krallar gibi yiyeceksin kahvaltıda….

kahvaltıyı diğer öğünlerden ayıran sabah veya ikindide olması ya da yenen yağ, bal, peynir, simit, poğaça, börek değil. onu farklı kılan, masa başında, yer sofrasında, piknik örtüsü üzerinde bulunduğun ruh halin. basit ama lezzetli yiyecekler eşliğinde kendini uzun uzadıya muhabbete salma rahatlığın…








yine bir eurovision yine bir heyecan….

yalan değil Can Bonomo adlı genç arkadaşı, eurovision için adı açıklanana kadar tanımıyordum. TRT’nin bu tercihi oldukça cesur bir karar geldi bana. ama bu tür hamleler insanın içinde garip bir beklenti uyandırmıyor da değil. bekleyip sonuçlarını göreceğiz. ben de bu arada eurovision’da şarkıların orkestra eşliğinde canlı söylendiği o eski güzel günleri yad ederim….

kesin var bir takıntım….

kenarda köşede boş duran boş masa sandalye beni kendine çekiyor herhalde ki arşivimde bolca var. bu masa ve sandalyelerin adresi sapanca gölü kenarı….


Danny Kaye ile unutulmaz bir akşam….

cem yılmaz borusan flarmoni orkestrasının başında konuk şef olarak sahneye çıktığında yer yerinde oynamıştı malum. hatta ünlü komedyen, 1 yıl sonra orkestrayla birlikte yeni bir gösteri daha sundu sevenlerine. konu cem yılmaz olunca medya üzerine atladı tabi. magazin programlarından haber bültenlerine her yerde cem yılmaz vardı o dönem. provaların görüntüleri bile hemen internette en çok tıklananlar arasına girdi. dvdsi çıkınca korsan piyasası şenlendi.

oysa cem yılmaz’ın hocalığını yapan gürer aykal’ın, yıllar önce trt’de sunduğu “pazar konserleri” programında yayınlanan bir diğer konseri kimse internetten indirmedi, facebookda linkini paylaşmadı.

1981 yılındaki o konserde dünyaca ünlü komedyen danny kaye new york flarmoni orkestrasını yönetiyordu. performansıyla usta şeflere taş çıkardı. amacı çocuklara klasik müziği sevdirmekti ve ben sırf o konser sayesinde klasik müziğe kapılarımı açtım….


o nadir anlar da olmasa….

yönetmen olmak hiç öyle dışarıdan görüldüğü gibi bir şey değil. stres dolu sıkıntılı bir iş bizimki. ama bunun gibi nadir yaşanan anlar mesleği dışarıdan cazip kılıyor sanırım….

yerim içerim inkar da etmem….

beni tanıyanlar bilir sohbetin bir yerinde mutlaka konu dönüp dolaşıp yeme içmeye gelir. “yemek için mi yaşıyorsun? yaşamak için mi yiyorsun?” diye sormaya ne hacet, benim safım belli. inkar da etmem. ama şu günlerde diyetteyim üzerinize afiyet. verilesi 25 kilo fazlam var da….