takvimler doksanlı yılları gösteriyorken, henüz her köşebaşında bir avm açılmamışken, commadore 64 ile başlayan bilgisayar oyunları maceramız street fighterla zirvesine ulaşmışken, Ataköy Galleria’da açılan Fame City adlı hayal dünyası bizleri bambaşka alemlere götürmüştü. bowling diye bir spor olduğunu orada öğrenmiş, golfün minisini ilk kez orada görmüştük. Arcade salonundaki oyunlara harcamıştık tüm jetonlarımızı. bu düş dünyası birçok çocuğun rüyalarını süslerdi. her bayram günü, her haftasonu Fame City kapıları anne babasının kolundan çekiştiren çocuklarla dolup taşardı.
bana o güzel günleri anımsatan ise twitterda keyifle takip ettiğim Uğur Orak’ın (@vanadu) paylaştığı bir link oldu. paylaşılan adreste güney Los Angeles’da yaşıyan 9 yaşındaki Caine Monroy’un müthiş öyküsü yer alıyordu. Caine, tüm çocuklar gibi oyun salonlarının büyülü dünyasına hayran olmuş ama bizden çok daha fazlasını düşleyerek kendi Arcade salonunu yaratmıştı. ama Caine’s Arcade bildiğiniz salonlara benzemiyordu. salondaki tüm oyun makinalarını Caine karton kutulardan kendi elleriyle yapmıştı. her haftasonu babasının araba parçası satan dükkanın bir köşesinde açtığı oyun salonunda müşteri bekleyen Caine’nin şansı bir film yapımcısı olan ilk müşterisi Nirvan Mullick ile döndü. daha sonra ne gibi mucizeler yaşandığını da filmden izleyin artık….