her insanın hayatında vardır salaklık sınırını zorladığı zamanlar. bundan 20 yıl önce bir mayıs ayı da benim öyle vakitlerimdendi. çünkü yukarıdaki fotoğraftaki halimi kara bahtım kör talihim diye açıklamak mümkün değil. yüzümde taşıdığım 20 küsur dikişin o hikayesine bir dönelim ne demek istediğimi anlarsınız.
fotoğrafın da üzerinde yazdığı gibi 92 senesinin mayıs ayı, itü den bir otobüs dolusu arkadaş bodrum’a tatile gitmeye karar verdik. deniz, eğlence ve alkolle dolu bir program yapıldı elbet. bu yoğun programda bir gün de motosiklet kiralanıp bodrum ve çevresinin turlanmasına ayrıldı. motosikletten denen 2 tekerli canavardan korkan rahmetli annem de bunu duyunca “aman evladım binme o merete, başına birşey gelir” diye sıkı sıkı tembih etti bavulumu toplarken.
bodrum’daki ilk iki gün gayet keyifli geçtikten sonra motosiklet turunun yapılacağı güne gelindi. herkes çiftler halinde motor seçerken ben de kankam harun’un arkasındaki yerimi almaya hazırlanıyordum. motosiklet motosiklet dediğim de bildiğiniz pizzacı motorlarından honda kinetic. malum bunların vitesi falan da yok gazı verirsen gidiyor, frene bastığında duruyor. bisiklete binmiş herkesin kullanabileceği bir araç kısacası. üstüne üstlük bu gerçeği deneyerek de teyit edince rahmetli annemin tüm tembihlerini unutarak, bir cesaret tek başıma motor kiralamaya karar verdim. tüm çiftler kızlı erkekli zaten, harun’un arkasında gezinmeyi de pek kendime yediremedim haliyle.
velhasılı lafı uzatmayayım, kader beni o beklenen sona çekmeye devam ediyordu. bodrum’dan çıkmadan trafik polisi çevirdi ilk olarak gurubu. “aman abi yapma istanbul’lardan geldik, öğrenci harçlığımızı bu motorlara yatırdık”, “ehliyetler otelde kaldı” gibi mazretlerle sıyırdık o engeli. sayıyı net hatırlamıyorum 5 veya 6 sı sap 10 ila 15 arası motor vardı gurupta. saplar önden giderken çiftler aheste aheste arkadan geliyorlardı.
gerideki gurup tekrar görüş alanına girince, biz de yine yola koyulduk. ben sondan bir önde gidiyorum arkamdaki kim hatırlamıyorum ama harun önde eminim. kask yok, gözlük yok, ibre 90 km de, gözlerde rüzgardan sebep yaşlar. velhasılı o kritik an geliyor ve ben tek el gidonda arkamdan gelene dönüp hadi yetiş diyerek el kol işareti yapıyorum. ondan sonra hayal meyal önüme döndüğü ve yoldan çıkışımı hatırlıyorum. hastane de dikiş atılırken uyanmama kadar olan kısmı anlatılanlardan biliyorum yalnızca. önden giden ekürime bağırıyorlar “harun harun ali düştü” diye. canım kankam da cevap veriyor“hass..tir o az sonra düşecek”.
fazlasıyla uzadı toparlıyayım hikayeyi. sonrasında herkeste bir panik, el bebek gül bebek bakıyorlar bana. izmir’e 9 eylül hastanesine bile götürüyorlar. bir gece kalıyorum orada. guruptakilere kalsa helikopter tutup istanbul’a yollayacaklar oysa ben hayatımda ilk kez bodrum’dayım dönmüyorum.
92 nin mayısının 9 unda da bir tekne gezintisine çıkıyor gurup ve ben yüzümde 20 küsur dikiş, tüm pişkinliğimle en baş köşedeyim. (bakınız başlıktaki fotoğraf)
istanbul dönüşte ne oldu diye soracak olursanız herşeyden habersiz zavallı annem şoku atlattıktan sonra kısa kesiyor “bir daha motora binersen hakkımı helal etmem”. anne sözünü kulak arkası etmiş olan ben bu sözünü edemiyorum o günden beri….

